Balkan Tarihinde Bir Kültür Hareketi Olarak İlirizm Hareketi – Amine İlayda CANBULUT

0
1761

    ÖNSÖZ

             19. yy’ın başında imparatorluk çağının kapanıp yeni iktisadi ve sosyal düzen ihtiyacı sonucu ulus devletlerin yaygınlaşmasının sonucu olarak dünyada milliyetçilik hareketlerinin arttığını gözlemlemekteyiz. Bununla ilişkili olarak imparatorluk bünyesinde yaşayan halkların kendi kaderlerini tayinleri için bağımsızlıkçı hareketler bünyesinde örgütlendiğini görüyoruz. Balkanlar bölgesi bu hareketlilikten nasibini almıştır. Kategorize etmek gerekirse Yunanların, Sırpların olduğu gibi Hırvat ve Slovenlerin de milliyetçi duyguları örgütledikleri Liberal ve Anti-Kolonyal milliyetçi diyebileceğimiz İlirya Hareketi’ ni yarattılar. Toplumsal hayatta yaptığı etkiyi siyasal hayatta aynı güçte temsil edemediği için siyasal alanda sönümlenen bu hareket yine de halihazırda izlerini gördüğümüz Sloven ve Hırvat yaşantısında bir kültür olarak varlığını devam ettirmektedir.

     Öte yandan Balkanlar dünyada ulus-devlet ve milliyetçilik akımları sebebiyle en çok parçalı hale gelmiş bölgelerden biridir diyebiliriz. Bahsi geçen dönemde hareketlenen ulusal ve uluslararası yaşantıyı anlamak 20. yy’ ın başında neden Balkanlar’ a neden “barut fıçısı” dendiğini anlamamız için önemlidir. Balkanların o dönemki ruhunu anlayabilmemiz için İllirya Hareketini sosyal ve siyasal gelişim serüvenini incelememiz fayda olacaktır.

Giriş

18 yy’ da Hırvatistan’ da ortaya çıkan İlirizm Hareketi, farklı bölgesel kimlikleri İlir adı altında birleştirmeyi amaçlayan bir harekettir. Hırvat dil-bilimci ve politikacı Ljudevit Gaj (1809-1872) tarafından başlatılan İlirizm Hareketi, Hırvatistan’ daki bölgesel kimlikleri İlir adı altında birleştirebilmek için dil alanında yapılan çalışmalar yoluyla kültürel bir hareket olarak başladı. Hareket, daha sonra 1848 devrimleri döneminde kültürel aşamadan siyasal aşamaya geçti. Milletlerin uluslaşma süreçleri karmaşık süreçlerdir ve istenen hedeflere ulaşılması için çoğu zaman bu süreçlerin yeniden şekillendirmeleri gerekmiştir. Bu bağlamda İlirizm Hareketi’ ne yön veren Ljudevit Gaj da kafasındaki ideali karşısına çıkan gerçek olgular nedeniyle gerçekleştiremeyeceğini anladığında düşüncesini değiştirmek zorunda kalmış ve ona yeni bir biçim vermiştir. İlirizm, Hırvatistan’ daki bölgesel kimlikleri İlir adı altında birleştirmek için kültürel bir hareket olarak başlamış ve 1848 Devrimleri döneminde siyasal aşamaya doğru geçerek; Habsburg Monarşisi sınırları içinde yaşayan İlirler adına federe bir devlet talebinde bulunmuştur. Bu nedenle İlirizm Hareketi, tanımlanan bir ulusa bir devler talep edilmesi bağlamında Hırvatistan coğrafyasında ortaya çıkan ilk modern bir milliyetçi harekettir. [1]

 

HIRVATİSTAN ve SLOVENYA: İLLİRYA HAREKETİ

İllirya Hareketi’ nin Doğuşu

 

            1815’ten sonra Habsburg topraklarında Viyana’nın yönetimi altında Slovenya, Dalmaçya, Erdel ve Askeri Sınır toprakları bulunuyordu. Hırvatistan ve Slovenya bazı otonom kurumlarıyla birlikte, Macar tımar toprağıydı. Banat’ın ve Güney Macaristan’ın Rumen ve Sırp nüfusu doğrudan Macar yönetimi altındaydı. Hatırlanacağı üzere yerel meclis sabor, 1790 yılında otoritesinin bü­yük kısmını gönüllü olarak, birkaç Hırvat temsilcinin bulunduğu ve Buda veya Bratislava’da toplanan Macar meclisine teslim edince, Hırvatistan’ın pozisyonu zayıflamıştı. Mali kontrol onların elindeydi. 18. yüzyılda Hırvat meclisi, Viyana’daki Macar toprakları için en önemli idareci konumunda olan Macar Şansölyesi tarafından atanan bir ban tarafından idare ediliyordu. Hırvatistan’daki hakim sınıf, toprak sahibi asillerdi. Ancak bu sınıf güçlü bir milli önderlik yapmıyordu. Yüksek sınıf asillerin çoğu İtalyan, Alman ve Macar ailelerdendi ve bu grup görüşlerinde kozmopolitti. Bu yaklaşım ço­ğunlukla Hırvat olan alt sınıf asilleri tarafından da paylaşılıyordu. Ancak bu sınıfın esas kaygısı milli Hırvat haklarını savunmaktan ziyade imtiyazlı sınıf konumlarını korumaktı. İmparatorluğun diğer yerlerindeki gibi bu grup, yerel hükümeti oluşturdu ve yerel meclis sabora üye sağladı. Macar idaresindeki bütün topraklarda bürokrasi ve eğitim dili Latince’ydi. Latince’nin gerçek manada uluslararası bir dil olması gibi çok büyük bir avantajı vardı: Bütün Avrupa’daki eğitimli kimselerce biliniyordu ve ayrıca Katolik kilisesinin de diliydi. 19. yüzyıl öncesi bu dil birliği Macar topraklarının idaresini kolaylaştırıyordu. Siyaset ve kültür için ortak bir dil konumundaydı. Ancak Macar milliyetçiler değişim için bastırıyorlardı. Latince’yi Macarca ile değiştirmek istiyorlardı. Bu tavır Viyana’da Almanca’nın kullanımına karşı bir tepkiydi; fakat diğer milletler tarafından desteklenecek bir duygu değildi. Macarca bir dünya dili değildi; hiçbir şekilde Latince’nin kendisini öğrenenlere açtığı edebi ve kültürel ufuklarla karşılaştırılamazdı; ayrıca Macaristan dışında hiçbir yerde de konuşulmuyordu. Hepsinden öte bir Altay dili olarak Slavca, Rumence ve Almanca konuşanlar için öğrenilmesi de zordu. İlk başta Hırvat asilleri Macar baskılarına karşı küçük bir muhalefet gösterdi. Devrimci hareketleri bastırmak için gelen, 1820’lerdeki büyük ölçekli İtalyan müdahalesinden dolayı ilk Franz Macar Krallığı’ndan askere ihtiyaç duymuştu. Kontlar, Macar meclisinden emir gelmedikçe birlik göndermeyi reddetti. Macar meclisi ise 1811’den beri ilk kez 1825’te oturum yaptı. Bu kuruma delegelerini seçmek için sabor toplandı. Meclis Macarca’yı Latince yerine resmi dil yapma arzusunu bu fırsat ile dile getirdi. Viyana’nın otoritesini denetlemek istediğinden, Zagreb delegasyonu bu hareketi ve onunla beraber Macarca öğreniminin eğitim sistemine dahil edilmesini destekledi. 1827 ve 1830 yılında sabor, Macarca öğrenmenin Hırvat okullarında mecburi olmasını onayladı. Bu dil kararı Hırvat milli muhalefetinin en önemli saldırı noktası oldu. Bu harekete üyelik göreceli olarak sınırlı kaldı. Asil sınıfının çoğunluğunun milliyetçi olmadığını görmüştük. Özel bir Hırvat tüccar sınıfı ve endüstriyel sınıf oluşmamıştı. Hırvatistan ve Macaristan’daki şehirlerin Alman unsurları yo­ğundu ve diğer milletlerden oluşan karışık nüfusları vardı. Hırvat milli çıkarları büyük oranda nüfusun eğitimli kesimlerinden oluşan bir grup tarafından telaffuz edildi ve savunuldu. Bu gruba daha alt sınıf asiller, ruhban sınıfı, memurlar ve ordu dahildi. Ek olarak prensliklerde olduğu gibi, bütün Avrupa’daki yaşıtlarıyla aynı fikirleri paylaşan eğitimli gençler önemli bir rol üstlendi. Zengin Eflaklıların zıddına, Hırvat öğrencilerin çoğu Paris’te eğitim imkanına sahip olamadı. Bununla birlikte Graz ve Viyana’daki kurumlarda eğitim alabildiler. Buralarda devrimci fikirlerle karşılaşmalarından daha da önemlisi Herder gibi Alman yazarlar ve özellikle P. J. Safarik ve Jan Kollar gibi Slovak yazarlar tarafından ileri sürülen romantik milliyetçilikle karşılaşmalarıydı. Bu dönemdeki Hırvat entellektüeller arasında en önemli figür, İllirya hareketini resmen başlatan Ljudevit Gaj’dı. 1809 yılında Alman kökenli bir aileden Zagreb’in kuzeyindeki küçük bir kasabada doğan Gaj, Buda ve Graz’da öğrenciyken Safarik ve Kollar’ın eserlerinden çok etkilenmişti. Vuk Karadziç’in eseriyle de tanışmış ve o dönemde entellektüeller arasında moda olan Sırp şarkı ve şiirlerine çok hayran olmuştu. O dönemki bilginlerin çoğunun amacı Slav tarihini yeniden açığa çıkarmak ve Macarların ve Almanların hakimiyetlerine karşı kullanılacak tek bir Slav kültürü tesis etmekti. Gördüğü­müz üzere bütün milliyetçi hareketler dile ve tarihe büyük önem vermiştir. Gaj da aynı yönde hareket etti. Erdel’deki Rumenler gibi Hırvatları da bölgede Almanlardan ve Macarlardan önce yaşamış bir halk ile ilişkilendirmek istedi. Rumenlerin Daçları ve Romalıları kullanması gibi, Gaj da Güney Slavların antik İlliryalıların torunları olduğunu ve bu nedenle bu toprakların asıl sakinleri olduklarını ileri sürdü. Kendisiyle birlikte olanların hepsi bu görüşü benimsemedi; hatta Gaj daha sonra fikirlerini biraz değiştirdi ama onların desteklediği programın tamamına İllirya hareketi adı verildi. İllirya kavramı kullanılmaya başlandığında tabii olarak söz konusu İllirya’nın hangi bölgeleri kapsadığı ve onun çağdaş temsilcilerinin hangi halklar olduğu sorusu ortaya çıkmıştı. Gaj romantik ve müphem bir şekilde “Villaç’tan Varna’ya” kadar toprakların dahil olduğunu ifade ediyordu ki bu alan Slovenya, Hırvatistan, Sırbistan, Karadağ, Kuzey Arnavutluk, Bulgaristan ve Güney Macaristan’ı içermekteydi. Gaj’ın asillerden en büyük destekçisi Janko Draşkoviç, “İlliryalılarm Antik Yunan-Roma dönemi İlliryalılarının torunları olduğunu” ve sonra da “Hırvatlar, Sırplar, Slovenler, Bulgarlar” gibi halklara bölündüğünü yazdı. İçerdiği sınırlar ve halklardan ziyade bu programın en önemli tarafı Güney Slavların temelde tek bir halk olduğu iddiası ve siyasi bir birlik kurabilecekleri imasıydı. Gaj’ın doğrudan en büyük etkisi dil üzerineydi. Tek bir Güney Slav kültürüne inandığı için, dildeki farklılıkların mümkün olduğunca aza indirgenmesini istiyordu. En önemli şey imladaki farklılıklardı. Hırvatça farklı bölgelerde, farklı şekillerde yazılıyordu. Gaj, transkripsiyon işaretleri kullanan Çek sisteminden yanaydı. Daha da önemlisi onun Hırvat edebi dili için stokavian ağzını benimsemesiydi. [2]

İllirya Hareketi’ nin Siyasal ve Sosyal Alanda Yaygınlaşması

            Millî birlik için evvela standart bir yazı dilinin geliştirilmesi gerektiğini düşünen Gaj, 1830 yılında kaleme aldığı Hırvatça-Slavence Ortografisinin Temelleri adlı çalışmasında Çek ve Leh ortografilerine dayalı Gajica (Gayika) adlı yeni bir yazı biçimi geliştirmiştir.  Gaj, Hırvatça’nın (kendi adlandırmasıyla Horvat-Slaven dilinin) standardizasyonu için başlangıçta Kaykav lehçesini (Kajkavski) esas almıştır. Fakat Hırvatistan’ın Slavonya, Dalmaçya ve Voyna Krayina bölgelerinde ağırlıklı olarak Ştokav lehçesi (Štokavski) konuşulduğu için Hırvatlığı ve Kaykav leh- çesini temel alan bir hareketin Zagreb dışındaki bölgelere ulaşması zordu. Bu zorluğu fark eden Gaj, yayınlarında Ştokav lehçesini de kullanmaya başlamış; Hırvat adının yerine ise diğer bölgesel kimlikleri kapsayacak şekilde İlir (İlirski) tabirini tercih etmiştir. Böylece İlirist düşüncenin temellerini atan Gaj, 1835’den itibaren, kısaca Danica Ilirska olarak bilinen Danicza Horvatzka, Slavonzka y Dalmatinzka adlı bir haftalık gazete çıkarmış. [3] Karadzic, Stovakça lehçesiyle konuşanların zamanla kendilerine Sırp denilmesine alışacaklarını; Sırp adını Kabul etmezlerse hiçbir ulus adına sahip olamayacaklarını düşünüyordu. Karadzic, Kaykavca lehçesiyle konuşanları Sloven olarak Kabul ederken, sadece Dalmaçya’ da Cakavca lehçesiyle konuşanları Hırvat sayıyordu. Karadzic’ in ideolojisi, Osmanlı İmparatorluğu’ ndan 1830 yılında içişlerinde otonomi kazanmış olan Sırbistan Prensliği’ nin dış politikasına da yön vermiştir. [4]Bu form Sırp ve Hırvatların büyük ço­ğunluğu tarafından konuşuluyordu ve ortak bir edebi dil aralarında bağ oluşturacaktı. Seçim tamamen mantıklıydı çünkü bu diyalekt genel olarak kullanılıyordu ve bir edebiyatı vardı. Alternatifi olan kajkavian sadece Zagreb’de ve kuzeye doğru olan bölgelerde konuşuluyordu ve az gelişmiş bir dildi. Hırvat dil reformcuları Karadziç’in karşılaştığı tarz bir muhalefetle kar­şılaşmadı. “Slav-Sırp” edebi dilinin bir eş değeri yoktu; çünkü Katolik kilisesi Latince’yi kullanıyordu. İllirya hareketi 1848’den önce Hırvatlar arasındaki en güçlü entelektüel hareketti. Macar faaliyetlerine karşı çıkması bakımından Viyana’nın da çıkarlarına uygun olan bu hareketin önderlerini engellemek için başlangıçta Habsburg yetkilileri herhangi bir önlem düşünmedi. 1835 yılında Gaj iki dergi yayınlamak için izin aldı: Haftada iki kez çıkan Novine Horwatzke (Hırvat Haberleri) ve haftalık edebi ek Danica (Sabah Yıldızı). Okuma odaları kuruldu ve hareketin fikirlerinin propagandası için cemiyetler oluşturuldu. Kültürel ve entelektüel bakış açısından İllirya hareketi çok başarılı bir hareketti. Stokavian, okullarda kullanıldı ve Hırvat edebi dili haline geldi. Bu şekilde “İllirya” Macarca ile rekabet edebildi. Janko Draşkoviç’in faaliyetleri de hem hareket hem de Hırvat siyaseti açı­sından önemliydi. Fransa’da eğitim görmüş ve aktif bir siyasetçi olan Draşkoviç İllirya kavramını monarşi çerçevesinde Hırvatistan’ın bağımsızlığını sağ­lamak için kullandı. İmparatorluğun milletler federasyonu olarak yeniden düzenlenmesinden yanaydı. 1832 yılında Macar meclisine temsilci olarak gönderilmesi, Macaristan’a karşı değişen tutumun bir yansımasıydı. Viyana’ya karşı işbirliği yapmak yerine, meclisin 1832-36, 1839 ve 1840 dö­nemlerindeki Hırvat üyeleri, Macarların kendi dillerini zorla kabul ettirme çabalarına karşı direndiler ve Hırvat özerklik haklarının korunması için çok sağ­lam bir duruş sergilediler. Macar faaliyetlerini tek başlarına denetlemeye yetkin değillerdi ama Habsburg hükümeti saldırgan icraatları veto etti. Hırvatların tahrikleri tabii olarak Macar siyasetçileri rahatsız etti. Onları sakinleştirmek için Viyana 1834 yılında İllirya kelimesinin kullanımını yasakladı. Harekete gönül verenler de milli kelimesine geçiş yapıp faaliyetlerini sürdürdü. İllirya hareketi Habsburg ve Macar otoriteleriyle Hırvatların ilişkileri sorunundan daha geniş meselelerle de uğraşıyordu. Hırvatların desteklediği bir program olmasına karşın temeli  Yugoslavdı. Bu da sadece Hırvatları değil bü­ tün Güney Slav halklarını kapsadığı anlamına gelmekteydi. Macar ve Alman tesirlerine karşı çıkmak taktiği olarak bu yönelimin avantajları vardı ama etkin olabilmesi için Sırpların ve Slovenlerin yardımına ihtiyaç duyuluyordu. Onların tepkileri ise gelecek için kehanetlerde bulunmak ve bir Yugoslav olu­şumunun temel zayıflıklarını dile getirmek oldu. Sloven entelektüellerin çoğu bu fikri daha baştan reddetti. Gelişen kültürel hayatlarından dolayı merkezi Macar topraklarında olan bir hareketle işbirliği yapmak istemiyorlardı. Çok az Sırp kendi Sırp oluşumlarıyla karşılaştırdıklarında daha fazla avantaj görebiliyordu. Hakikaten de İllirya oluşumunun sağladıkları çok kısıtlıydı. Sırp ve Ortodoks olmalarından gurur duyuyorlardı; İlliryalı olmaları için sebep neydi? Kosova’yı ve Ortaçağ’daki Sırp Krallığı’nı bu mitik antik kökler için yok saymanın lüzumu yoktu.

 

İllirya Hareketi’ nde Sloven- Hırvat Çatışması

            Sırp milliyetçilerin çoğu Karadziç’in Stokavian ağzı­nı konuşanların Sırp olduklarına dair görüşünü benimsedi. Bu nedenle Hırvatları, kendilerinden ayrılmış ve Katolik kilisesine katılmış hizipçi Sırplar olarak telakki ediyorlardı. Liderlik sorunu da işin içindeydi; İllirya eğilimi Zagreb’i merkez yapacaktı. Milliyetçi Sırplara göre tüm hareket Habsburg yayılmasının ve Katolik veya Uniat misyonerliğinin işaretlerini taşıyordu. İllirya hareketinin Hırvat sözcüğünü kullanmadığını belirtelim. Çünkü bu terim muhalefetle ve Habsburg hükümetine karşı Macarlarla eski temel üzerine işbirliğini savunanlarla özdeşleşmişti. Hırvatistan’daki ilk gerçek siyasi parti 1841 Şubat’ında işte bu programla kurulmuştu. Üyeleri Birlikçi veya Macarcı olarak bilinen Hırvat-Macar Partisi’nin Buda’yla yakın münasebetleri vardı ve daha kapsamlı bir Yugoslav oluşumunu istemiyordu. İllirya ilkelerine muhalefet edenler arasında yeni edebi dili sevmeyip Kajkavian diyalektini tercih edenler ve hatta Macarca’nın kabul edilmesini isteyenler de vardı. Katoliklerin bir bölümü ise Ortodoks Sırplarla sıkı bağlar kurmak istemiyordu. Asillerin yaşlıları, hareketle özdeşleşmiş olan devrimci prensipleri tasvip etmiyordu. Her şeye rağmen 1848 yılına gelindiğinde İllirya tesirinin Hırvat kültür hayatında çok etkin olduğu görülmektedir. Siyasetteki zaferi bu kadar kesin de­ğildi. Duruşu, Eylül 1841’de kurulmuş İllirya ya da Millet Partisi tarafından temsil ediliyordu. En etkin Hırvat siyasi oluşumu olsa da nüfusun önemli bir kısmı hala Macaristan’la güçlü bir birliği destekliyordu. Çok yakında yeni bir parti çıkıp Hırvat milliyetçiliği adına İlliryanizm ya da Yugoslavizm vurgusunu tehdit edecekti.[5] Balkanların kadim halklarından İlirleri referans alarak ortaya çıkan bir hareketin kendilerini İlirlerin torunu olarak gören Arnavutları dışarıda bırakmış olması da ayrıca dikate şayandır. [6]

 

 

Sonuç Yerine

           Güney Slavların birliğini hedefleyen bir düşünce olarak Yugoslavizm, önce Hirizm Hareketi ile başladı. İlirizm düşüncesinin kurucusu olan Ljudevit Gaj, Habsburg Monarşisi altında siyasi olarak parçalanmış olan Hırvatistan’da Slavon, Dalmaçyalı, Ortodoks / Sırp gibi bölgesel kimlikleri îlir adı allında birleştirmek istedi. Gaj, İlirizm düşüncesini oluştururken, erken dönem Hırvat siyasi düşünce tarihinde kurulmuş olan İlirlik / Slavlık ve Hırvatlık arasındaki bağlantılardan ve dönemin Slavist çalışmalarından yararlandı. Gaj ‘ın İlirzim programım nasıl oluşturduğu gösterilirken, aynı zamanda Hırvat soylularının Macarlarla ve 1527’de Habsburglar ile yaptıkları anlaşmalara dayanarak devletlerini hiçbir zaman yitirmedikleri noktasından hareket eden Kroatizm düşüncesi (Hırvat devlet geleneği) ile İlirizm düşüncesi arasındaki ilişkisi de vardır. 1848, Habsburg Monarşisi’nde ilirizmin kültürel bir hareketten siyasi bir harekete doğru dönüşmeye başladığı yıldır. Bu dönüşümle birlikte İlirizm yerini Yugoslavizm düşüncesine bırakacaktır. 1860’dan 1903’e kadar olan dönemde Yugoslavizm, iki Katolik din adamı Josip Juraj Strossmayer ve Franjo Racki tarafindan yorumlanmıştır. Hırvatistan’ın ulusal entegrasyonunu sağlamayı hedefleyen bir düşünce olarak Yugoslavizm, özellikle Hırvatistan sınırları içinde yaşayan Sırpların Hırvatlar ile birlikte Yugoslav adı altında birleşmesini istiyordu. Habsburg Monarşisi altında Yugoslavlann birliğini hedefleyen Yugoslavizm düşüncesi Austroslavizm düşüncesinden etkilenmiştir. 1903 ‘ten sonra Stjepan Radi6, Svetozar Pribiceviö ve Frano Supilo gibi politikacılar Yugoslavizm düşüncesi çerçevesinde Güney Slavların birliğini ve bu birlik içinde Hırvatistan’ m yerini nasıl gördüklerim ortaya koydular. Siyasi faaliyetlerini de bu çerçevede sürdürdüler. Ama yeni bir parti çıkıp Hırvat milliyetçiliği adına İlliryanizm ya da Yugoslavizm vurgusunu tehdit edecekti.

 

AMİNE İLAYDA CANBULUT

 

 

[1] Hakan Demir, “XIX Yüzyılda Hırvat İlirizm Hareketi”, Avrasya İncelemeleri Dergisi (AVİD), I/1 (2012), 209-239

[2] Barbara Jelavich, Balkan Tarihi 1, Küre Yayınları, İstanbul, 2006, s. 333

[3] Mürsel Bayram – Hüseyin Emiroğlu, Hırvat Milliyetçiliğinde Dil Unsurunun Rolü, Uluslararası Hukuk Ve Politika Cilt: 11, Sayı: 43, Ss. 39-67, 2015

[4] Georges Castellan, Balkanların Tarihi, Doğan Kitap, İstanbul, 1995

[5] Jelavich, a.g.e., s. 337

[6] Hüseyin Emiroğlu, Soğuk Savaş Sonrası Kosova Sorunu, Asil Yayın ve Dağıtım, Ankara, 2010, s. 84

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here