Kurban Bayramı’nın Kökeni

0
2088
kurban

Çocuk, evlerinin bahçesindeki ağaca bağlanan kuzuyu (koyun ile kuzu, koç ile koyun arasındaki farkı bilmezdi) her aksam, her sabah ve her öğlen severdi…

“Kuzu”sunun başını okşar, ona elleriyle ot yedirir, tastan su içirirdi..

Arkadaşlarına, “Bak bu bizim “kuzu”muz, benim “kuzu”m” diye gösterir, sevdiklerine kuzusunu sevdirirdi..

Sonra…

Sonra “o sabah” geldi.. Çocuk, dedesinin bir elinde kova, bir elinde kocaman bir bıçak gördü.. Omuzuna da kalın bir halat atmıştı..

Kuzu bir kez daha meledi..

Boğazından kanlar fışkırırken bacakları titredi. Çırpınmaya çalıştı. Ama iple bağlanmış bacakları sadece titredi… titredi.. titredi..

Kuzunun meleyen boğazından bu kez hırıltılar çıktı..

Hırıltılar.. Hırıltılar.. Hırıltılar…

Bu arada dede, “Allahu ekber allahu ekber, la ilahe illallah, allahu ekber, allahu ekber” diyordu.. Dedenin yüzünde bir mutluluk ifadesi vardı, can vermekte olan kuzuya bakarken..

Dede, vahşi bir şekilde can vermiş kuzuyu bahçedeki ağaca ayaklarından tepe üstü astı..

Dede, bıçağıyla kuzunun derisini yüzdü..

O güzel kuzu, sadece et olmuştu..

Dede, kuzuyu parçaladı..

Öğlen mutfakta kavurma pişti..

Çocuk kavurmayı yiyemedi, yemedi..

Annesi, babası, dedesi, ninesi “Yesene, kurban eti.. Sevap..” dediler..

Çocuğun midesi bulandı.. Gözünün önüne kuzusu geldi..

Çocuk büyünce çok da parası olsa bir kez bile “kurban” alıp kesmedi..

Sonra “kurban bayramı”nın esasını, kökenini öğrendi:

 

Kurban

Adem’in iki oğlu vardır. Kabil ile Habil. Birincisi çiftçi, ikincisi ise koyun çobanıdır. “Efendi”ye yani “Tanrı”ya birer kurban sunma yoluna giderler. Çiftçinin kurbanı ne olabilir? Kuşkusuz tarım ürünlerinden. Ve çiftçi bu tür bir kurban sunar. Çobansa, “sürünün ilk doğanlarından” ve “yağlılarından” getirip koyar. Tanrı, çobanın kurbanına bakar, yani kabul ettiğini gösterir bu kurbanı. Çiftçininkine ise hiç bakmaz. Yani bu kurbanı kabul etmediğini belli eder. Bu hikayenin anlatıldığı Tevrat’tan daha sonra, duruma içerleyen çiftçinin (Kabil), kardeşi çobanı (Habil) öldürerek hıncını aldığı yazılır. (Tevrat, Tekvin,4:1-7)

 

Tanrı her kurbanı kabul etmez

İyi ama, “Efendi-Tanrı”, zavallı çiftçinin sunduğunu niye kabul etmemiştir?

Anlatılmak istenen şu olmalı: Birincisi, çiftçinin “kurban” olarak sunduğu “tarım ürünü” belki de “turfanda” yani “yeni ilk yetişen” türden değildi. Oysa, “kutsal kitap”ta, Efendi-Tanrı’nın hep “turfanda” türünden ürün istediği işlenir. (Tevrat, Çıkış, 22:29;23:16,19; Sayılar, 18:12; Süleyman’ın Meselleri, 3:9). Efendi-Tanrı’nın beğendiği bu.

Ayrıca, Kabil’in(çiftçi) sunduğu “kan” değildi. Sunulan kurbanın da daha çok “kan” olmasını ister. Islam’a da bu geçmiştir. Dahası, kurbanda kan dökülmesi vazgeçilemeyecek bir koşuldur. O denli ki, tüm “fıkıh” kitaplarında anlatıldığına göre, “Kan akıtılmazsa, kurban caiz olmaz.” Kurban bayramındaki kurban şöyle tanımlanır: “Koşulların oluşması durumunda, Tanrı yakınlığını sağlamak amacıyla, belirli günlerde, belirli yaşta kesilen (yani, kanı akıtılan) belirli hayvandır.” (Dürer Kitabu’l-Udhiyye, 1/265 ve öteki fıkıh kitapları) Kurbanda kan temel amaç olduğu için “hacc” sırasında sunulan kurbanlardan kiminin bir adı da “kan” anlamına gelen “dem”dir. (Fıkıh kitapları, “cinayetler” bölümü)

Sonra, Efendi-Tanrı, kendisine sunulan “kurban”ın “özürsüz” olmasını ister. Bu da Islam’a geçmiştir. (Fıkıh kitapları, Udhiyye bölümü). Kurban, en iyiasinden olmalıdır.

Yine, Efendi-Tanrı, sunulan kurban, “ilk doğan”lardan olursa daha çok beğenir. Tevrat’ta, bu da özellikle anlatılır. (Tevrat, Çıkış, 13:1, 12, 13,15; 22:29, 30; 34:19; Levililer, 27:26; Sayılar, 3:13;8:16,17;18:15,17; Tesniye, 15:19) Kabil’in kurbanının niye kabul etmediği, Habil’inkinin ise niye kabul edildiği Incil’de ise şöyle anlatılır: “Habil, Tanrı’ya, Kabil’den daha iyi bir kurban sundu..” (Incil, Ibraniler, 11:4)

Demek ki, Efendi-Tanrı’nın istediği koşullara uygun olan kurban, Habil’in kurbanıydı. “Kan” vardı, kurban “en iyisi”ndendi ve de “ilk doğan”dı

 

Her adımda kurban

Anadolu’da yeni evlenen çiftlere kurban kesilir. Çiftler kurbanın üzerinden atlarlar. Kanlarını da alınlarına sürerler. Nedeni, evliliklerinin mutlu geçmesi. Kan akıtmak, uğur ve mutluluk anlamına geliyor. Yağmur yağmadığı zaman Cuma günleri duaya çıkılır ve kurban kesilir. Yağana kadar bu olay tekrarlanır. Toplumumuzda her önemli gelişmeye kurban kesmek eski bir gelenektir. Yeni bir gelenektir. Yeni bir araba mı alındı? Hemen kurban kesilir. Araba, kanın üzerinden geçer, uğur sayılır. Devlet büyükleri de kurbanla karşılanır. Fabrika ve işyerleri açıldığında, çocuğu olmayanların kutsal yerleri ziyaretlerinde, futbol takımlarının sezon açılışlarında..Adı üstünde, Kurban Bayramı’nda ise katliam boyutlarına ulaşır.

 

Kurban kesmenin kökeni nerede? İslami bir gelenek mi? Yoksa, daha eski çağlara mı uzanıyor?

İbrahim Ve Oğlu

İlk doğanın tanrıya kurban edilmesi çok eski bir gelenektir. Kuran’dan okuyalım:

“İşte bir ona (İbrahim’e) uslu bir oğlan müjdesini verdik. (Çocuk doğup büyüdü) Çocuk kendisiyle birlikte çalışma çağına erişince, (babası):’Oğulcuğum! Düşümde seni kesiyor olduğumu gördüm. Bir düşün, ne dersin?’ dedi. (Oğlan da) ‘Baba! Sana buyurulanı yap. O zaman Tanrı dilerse, beni sabredenlerden bulursun!’ diye karşılık verdi. Ikisi de boyun eğince, ve (babası) onu alnı üzerine yatırınca, biz seslendik ona: ‘Ey Ibrahim! Düşünü doğruca yerine getirdin. Biz iyi davrananları böyle ödüllendiririz.!’ Apaçık bir denemeydi bu kuşkusuz. Biz kurtulmalık (fidye) olarak ona büyük bir kurbanlık verdik.” (Saffat:101-107)

 

Bu ayetlerde anlatılan öyküye göre özet olarak şunlar olmuş:

  1. İbrahim bir çocuk istemiş Tanrı’dan. “Şöyle, akıllı uslu olsun!” ve de “oğlan!”
  2. İbrahim’in bu dileği kabul edilmiş. Bir oğlu olmuş.
  3. Ne var ki, bu ilk oğlanı kurban olarak kesmesi gerekmiş. Çünkü, Tanrı’dan öyle buyruk almış. Hem de “düşünde!”
  4. Oğlan biraz büyüyünce babası düşünü açmış. Oğlan da kesileceğini ama bunun bir Tanrı buyruğu olduğunu anlayınca, babasına, buyurulanı çekinmeden yapmasını söylemiş.
  5. Ve, İbrahim, kesmek için oğlanı yüzüstü yatırmış. Kesecek!
  6. İşte tam o sırada Tanrı, “İbrahim!” diye başlamış seslenmeye. Oğlunu kesmemesini bildirmiş, düşünde gördüğüne bağlı kaldığını, “sadakat” gösterdiğini anlatmış. “Bu bir denemeydi (seni denedik!)” demiş.
  7. Ve de, (kuşkusuz gökten) bir kurbanlık göndermiş. “Bir büyük kurbanlık”

 

Sorular, sorular..

-İbrahim, çocuğunu kurban etmek, kesmek için, bir “düş”ü nasıl kanıt saymış? Bunun Tanrı’dan olabileceğini nasıl (daha doğrusu niçin) düşünmüş? “Bu olanı bir armağan olarak veren Tanrı’ysa, nasıl olur da yatırıp kesmemi buyurur? Böyle “armağan” olur mu? Tanrı’nın amacı armağan vermek mi, yoksa cinayet işletmek, öz çocuğumu öldürterek sonsuz acılara gömmek mi? diye niye düşünmemiş?

-Burada olduğu gibi, başka konularda da Kuran’da, Tanrı’nın insanları denediğinden söz edilir. Tanrının denemeleri kime karşı, niçin? Birşey öğrenmeye ya da kanıtlamaya gereksinimi mi var?

-Bir başka kişi de, “Düşünde gördüğünü kanıt sayarak,” Ibrahim’in tutumunu gösterirse (yaptığını yapmak isterse) ne olur? Ibrahim’in öyküsüyle buna yol açılmış olmuyor mu?

Hemen belirtilmeli ki, bu yola giden müslümanlara da rastlanmıştır!

-Tanrı, İbrahim’e -düşte de olsa- “oğlunu kesmesini” gerçekten buyurmuş da, dsonradan buyruğunu geri mi almıştır? Böyleyse, Tanrı’lıkla bağdaşır mı bu?

-Tanrı, İbrahim’e çocuğunu kestirmeyeceğini bildirirken oğlanın yerine bir “kurtulmalığa” (fidye) niye gerek görmüş? Bir başka canlıyı kurban etmek niye? Ya da bunun için bir kurbanlık yaratıp göndermek?

Akla gelebilen ama, karşılıksız kalan sorulardır bunlar.

Ayetlerden anlaşılan o ki, “ilk doğan oğlan”ın, “Tanrıya kurban edilmesi” biçimindeki eski inancın bir yansıması var burada.

Kuran’daki öykünün kaynağı, kuşkusuz Yahudi kaynakları ve en başta da Tevrat. Aynı öykü Tevrat’ta da anlatılır.

 

Mal anlayışının yansıması

İbrahim’in oğlunu kurban olarak sunmaya götürmesinden söz edilmesi, bir durumu daha yansıtır.

Bu dinlerde “insan” kimi durumlarda “mal”dır. Örneğin köle, sahibinin “mal”ıdır. Çocuk da özellikle babanın “mal”ıdır. Ibrahim’e, çocuğunu kurban etme yetkisi verilmesi bundan.

 

Muhammed: “Ben iki kurbanlığın oğluyum”

Muhammed’in böyle dediği aktarılır. Ve yorumlanır ki, kurbanlıklardan biri Ibrahim’in oğlu Ismail’di, öbürü de Muhammed’in babası Abdullah. (Bkz. Acluni, Keşfu’l-Hafa, Arapça, 1985, 1/230, hadis no:606. Ayrıca, bkz. Tefsirler, örneğin, F. Razi, 26/152)

Gelin görün ki, bir terslik var gibi: Ibrahim’in oğlu, Tevrattaki ve Kur’an’daki “Efendi (Bab) Tanrı” için adanmışken; Muhammed’in babası Abdullah, Müslümanların “put” saydıkları “Hubel” için adanmıştı. (Bkz. Ibn’ul-Kelbi, Kitabu’l-Esnam, tahkik:Ahmed Zeki Paşa, Ankara, 1969, Arapçası, s.18, Türkçesi “Putlar Kitabı”, çev. Beyza Düşüngen, s.36, Ilahiyat yay.) Yani, peygamberin babası bir put için kurban olarak adanmış ve bu adama “put”lara karşı gösterile gelmit olan Muhammed’çe de benimsenmit.

Aslında bunda bir terslik yok. “Put” denen “Hubel”, gerçekte “el Ba’l” anlamındadır. Yani Fenikelilerin en büyük ve ünlü Tanrısı Ba’l. Mezopotamya’da ve Araplar içinde de son derece yaygın bir tapınma alanı bulan, tanınan “Ba’l”ın anlamı da “Efendi”dir. Şu demek oluyor: Kuran’ın ve Tevrat’ın “Tanrı”sı nasıl “efendi (rab)” niteliğini taşıyorsa, bunlara kaynaklık eden “Ba’l” da bu nitelikteydi. (Bkz. Dr. Muhammed Abdulmuid Han, El Esatiru’l-Arabiyye Kable’l-Islam, Arapça, Kahire, 1937, s.114 ve öt.)

Demek ki, babasının “Ba’l”e (Hubel’e) kurban olarak adanmışlığını Muhammed’in benimsemesinde, gerçekte bir terslik yok. Kendi Tanrı’sıyla, bu “Tanrı” arasında bir fark olmadığı için.

 

Peki, Muhammed’in babasının kurban olarak adanması olayı nedir?

Muhammed’in dedesi Abdulmuttalib, “on tane oğlu olursa, birini ‘Tanrı’ya kurban edeceğini” söyleyerek adakta bulunur. Sonra 10 oğlu olmuştur. Oğulları gelişme dönemine girince, durumu bildirir onlara. “Andım, adağımdır, içinizden birini kurban olarak keseceğim.” Hepsini toplar, Kabe’ye, Hubel’in önüne götürür. On tane okun üzerine on oğlunun adını yazar. Ve, Muhammed’in babsı Abdullah’ın adının yazılı bulunduğu ok çıkar sonunda. Kurbanlık, Abdullah’tır. Kurban yeri olan Isaf ve Naile adlı putların yanına götürülür. Abdulmuttalib bıçağı eline almıştır. Şakası yok, kesecek oğlunu. Ama sonunda Kabilesinden kişiler onu bu işten vazgeçirirler. Bir takım öneriler geliştirerek..Sonunda “deve”nin başına çorap örerler. Abdullah’ın yerine deve kurban edilir. (Bkz. Ibn Ishak, E’s-Sire, tahkik: Muhammed Hamidullah, Arapça, Konya, 1981, s.10-18, fıkra:16-22;Ibn Hişam, e’s-Sire, 1/50; Beyza Düşüngen, Putlar Kitabı, s.75, not:190)

Yine, anlatıldığına göre, Abdulmuttalib’in adağı ‘zemzem’ kuyusunu kazma sırasında olmuş. Abdulmuttalib, kurbanlık olan oğlunu keseceği sırada, kendisine: “Tanrı’nı razı et de oğlunun yerine deve kurban edilmesini kabul etsin..” demişler. Sonra öyle olmut ve adam 100 deve kurban ederek itin içinden kurtulmut.(Bkz.Acluni, 1/230; F. Razi, 26/152. Ve öteki tefsirler.)

Abdulmuttalib’in Kurban olarak kestiği anlatılan “yüz deve”den söz edilince, Muhammed’in kestiği ve kestirdiği “yüz deve” akla geliyor ister istemez:

Buhari’nin de yer verdiği hadise göre, Muhammed, “Veda Haccı”nda ‘Yüz Deve Kurban’ olarak sunmuştu. Bunlardan büyük bir kesimini de kendi eliyle kesmişti. Kalanını, damadı Ali’ye kestirmişti. (Bkz.Buhari, e’s-Sahih, Kitabu’l-Hac/121-122; Tecrid, hadis no: 829; Müslim, e’s-Sahih, Kitabu’l-Hac/348-349, hadis no: 1317)

Muhammed’in “yüz deve” kurban edebilmiş olması, servetinin büyüklüğünü de ortaya koyuyor. Yahudilerden elde ettiği “ganimet” olarak çokça ve çok önemli hurmalıkları olan Muhammed, çok da yoksul tanıtılır.

 

Enes, şunu anlatıyor:

“Bir arpa ekmeği ve bir bayat yağla peygambere vardım. Peygamberin zırhı da, Medine’de bir ‘Yahudi’ye rehin olarak verilmişti” (Bkz. Tecrid, hadis no: 966) Yani, “Peygamber bu denli yoksul” demek istenir. Ve Muhammed’in bu yoksulluğu cami cemaatlerine de anlatılarak inananlar ağlatılır.

Kurban Bayramı, “kurban”ın, “kurbanlıklar”ın bayramıdır. Ve en eski çağların “tanrılara kurban” geleneğini yansıtır.”

(Not: Bu yazı, Turan Dursun’un “Din Bu” c.1, kitabinin sf.122-127 den aynen aktarılmıştır.)

 

Birkaç kelime de benden:

Masala (efsaneye) göre, İbrahim’in hangi oğlu kurban olacaktı?

İbrahim’in güzel işi Sara’dan çocuğu olmuyordu. Sara ne yapsın? Cariyesi Hacer ile kocasını evlendirmiş, bu birleşmeden Ismail doğmuş. Ibrahim, 100 yaşında iken bu kez de Sara’dan bir oğlu olmasın mı!.. Bu çocuğa Ishak adı verilmiş.

Tanrı, İbrahim’in inancını sınamak istiyormuş, oğlunu kurban etmesini buyurmuş.. (Bu tanrı psikopat bir tanrı olmalı..)

Hangi oğlunu?

Yahudilere göre İshak’ı, Müslümanlara göre İsmail’i kurban etmek istemiş Tanrı; ama, İbrahim peygamber tam bıçağı çocuğun boğazına dayadığı an, gökten bir koç inmiş, İshak ya da İsmail kurtulmuş.. (Oğlunu boğazlamayı düşünen bu insan da psikopat olamalı…)

Kurban Bayramı bu söylenceye mi dayanıyor?

Ne var ki, iş bununla da kalmamış. Müslümanlar, İsmail’in soyundan geldiklerine inanırlar, Yahudiler de İshak’ın soyundan geldiklerini ileri sürerler, bu “baba bir, ana ayrı” iki erkek kardeşin soyları arasında kavga ve kızılca kıyamet hiç eksilmez!..

İslam’da Kurban Bayramı, Hicret’in ikinci yılında, yani İsa’dan sonra 623 yılında başlıyor.

Neden?

İnanç dünyasında neden sorulmaz. Kurban, ilkel toplumlardan beri var. Belayı defetmek, tanrıların öfkesinden kurtulmak için insanoğlu tarih boyunca kimi zaman hayvanları, kimi zaman çocukları, kadınları, erkekleri kurban etmiş..

623’te Medine’de ortaya çıkan kurban kesme olayında ise, bir avuçluk toplumda, ne belediye var, ne mezbaha.. Çöl toplumu bu.. Köy ya da kasabada kesilen kurbanın kanını toprak emiyor, çölde kumdan bol ne var?

623’ten bu yana 1375 yıl geçti.. İstanbul’un nüfusu 10 milyonu geçti, Ankara, İzmir, Bursa, Adana derken kentleşen Türkiye’de şehirler betonlaştı, caddelere asfalt döşendi, kum ve toprak görülmüyor birçok şehir merkezinde.. Belediye ve mezbahalar var kentlerde.

21. yüzyılda, ülkeyi açık mezbahaya çevirerek bayram mı kutlanır?

Muhammed, gözlerini açıp Anadolu’daki müslümanları seyretse: “Hey cahiller, ben kurban kesimini 1375 yıl önceki koşullara göre düzenlemiştim. O zaman ne Mekke’de ne de Medine’de apartman vardı.. Ne belediye ne de mezbaha vardı.. Et kesimi zaten evlerde yapılıyordu. Bugün sağ olsaydım, bayramın kurallarını başka türlü düzenlemez miydim!..” dese, Muhammed’e ne yanıt verilebilir?

“Allah’ın resulu olduğunu iddia eden Muhammed efendi.. Müslümanlar cahil olmasaydı, 21. Yüzyılın eşiğinde Hıristiyanlardan bu kadar geri kalırlar mıydı?” derdik.. Malum, ekonomide, bilim ve teknikte, sosyal yaşamda, politikada, askeri konularda İslam ülkeleri, gayrimüslim ülkelerden geride bulunuyor..

Herkesin kentteki evi önünde koyun, koç, manda, deve boğazlamak özgürlüğü, insan haklarından mıdır?

 

HAC KURBANI’NIN EKONOMİYE ZARARI

Türkiye’den Suudi Arabistan’a son 10 yılda 700 bine yakın kişi gitti. Toplam 1 milyar 260 milyon dolar harcandı. Yaklaşık 630 bin kurban kesildi. Kuma gömülen bu kurbanlar için de 63 milyon dolar ödendi.

Son 10 yıldır, hac görevini yerine getirmek için Türkiye’den Suudi Arabistan’a giden 700 bine yakın kişi, toplam 1 milyar 260 milyon dolar (yaklaşık 1.6 katrilyon lira) harcadı. Diyanet İşleri Başkanlığı ve A grubu seyahat acenteleri aracılığıyla hacca gidenlerden, kişi başı ortalama 1800 dolar (yaklaşık 2.3 milyar lira) hac ücreti alınıyor. Hacca gidenlerden yüzde 99’u bu ücret grubunu tercih ediyor. Yüzde 1’lik grup ise 2-3 kişilik odalarda, müstakil, yemeksiz 2750 dolarlık (yaklaşık 3.6 milyar lira) ya da yemekli 3250 dolarlık (yaklaşık 4.3 milyar lira), Kabe’ye uzak, kısa süreli 5 yıldızlı odalarda konaklanan 4500-5500 dolarlık (yaklaşık 5.9-7.2 milyar lira), Kabe’ye yakın, kısa süreli 5 yıldızlı odalarda konaklanan 5500-9500 dolarlık (yaklaşık 7.2-12.4 milyar lira) kategorileri tercih ediyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı, bu yıl 1620 dolar (yaklaşık 2.1 milyar lira) ve 210 milyon lira hac ücreti alıyor. Bu ücretin 685-700 doları THY ve Suudi Arabistan Hava Yolları uçakları ile gidiş-dönüş uçak bileti olarak veriliyor. Geri kalan 1100 dolarlık (yaklaşık 1.5 milyar lira) kısım ise vize işlemleri, kira, ulaşım gibi ücretleri kapsıyor.

 

KURBAN 100 DOLAR

Hacca gidenlerin yüzde 90’ı Suudi Arabistan’da kurban kesiyor. Kurbanların kesim ve dağıtım işi İslam Kalkınma Bankası aracılığıyla yapılırken, kurban kestiren her hacıdan 325-375 Suudi Arabistan Riyali (yaklaşık 100 dolar) ücret alınıyor. Son 10 yılda Türkiye’den bu ülkeye giden hacılardan yaklaşık 630 bin kurban (Bu kurbanların büyük çoğunluğu değerlendirilemediği için kuma gömülüyor) için toplam 63 milyon dolar (yaklaşık 82.5 trilyon lira) para harcadığı hesaplanıyor. (Kaynak: Hürriyet 02.02.2002)

Hac’da kesilen kurbanların etleri Türkiye’ye Arap hayvanları hastalıklı olduğu için getirilmeyecekmiş.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here