Toplumsal Varlık ve Oluşumu

0
1697
“Varlık kendisine ancak öbüründe bağlanabilir.” [Hegel]

İnsanların fikirleri vardır, yaşam tarzları, belli hayat standartları, inançları, ideolojileri vb. Peki bunları belirleyen kendi düşünceleri midir? Hayır! Bu soruları yanıtlayabilmek için; insanların nerede yaşadığına ve fikirlerinin hangi koşullarda ortaya çıktığına bakmak gerekir. Gerçekte hepimizin bilincini belirleyen toplumsal varlığımızdır ve toplumsal varlık içinde yaşadığımız toplumun maddi yaşam koşulları tarafından belirlenir. Ve neticede; insanların maddi yaşam koşullarını belirleyen bilinçleri değildir, bu maddi koşullar onların bilinçlerini belirler.

Varlığın koşulları sadece kazanılan para ile ölçülemez elbette! Toplumda sınıf savaşımları mevcuttur; ya yoksulsundur ya zengin, ya burjuva ya proletarya. Kapitalist toplumda birçok sınıf bulunmaktadır, fakat temelde iki sınıf savaş içerisindedir; burjuvazi ve proletarya. Toplumsal varlığı belirleyen unsur olan sınıf farklılıkları, tarihten bu yana değişim göstermektedir. Eski Yunan’da köleler ve efendiler, ortaçağda serfler ve senyörler ve daha sonra burjuvazi ve proletarya. Sınıflar görüldüğü gibi devamlı değişim görmektedir. Nedeni ise; değişen üretim, paylaşım, dolaşım, zenginliklerin tüketimi gibi birçok etkeni altına alan ekonomik sebeplerdir.

Günümüzde bulunan bilgisizlik ve bilim eksikliği ilk insanlarda iki katıdır; doğayı bilmemek, kendini bilmemek, nereden geldiğini bilmemek… Felsefede sorulan genel soruların geneline bugünkünden farklı cevaplar veriliyordu. Örneğin; ileri uygarlık saydığımız Antik Yunanda bu bilgisizlik, şu anda hepimize çocuksu görünür. Aristo’ya göre yeryüzü hareketsizdi, evrenin merkezi olduğunu ve gezegenlerin yeryüzünün çevresinde döndüğünü düşünürdü. Yunanlılar, özellikle insan hakkında oldukça bilgisizlerdi; yüreğin cesaret merkezi olduğunu sanıyorlardı. Çok ilerlemiş sayılan Yunan bilginlerinin bilgisizliği bu kadar büyük olduğuna göre, onlardan binlerce yıl önce yaşayan insanların bilgisizliği ne büyüklükte olurdu? “İlkel insanlar, önce saydam eş biçiminde ve sonra ruh biçiminde insanın ölümünden sonra da yaşadığı ruhsal kaynağı benimseyerek, tanrıları yarattılar. İlkin insandan daha güçlü, yine de maddi bir biçimde bulunan varlıklara inanırken, buradan yavaş yavaş bizimkinden üstün bir ruh biçiminde tanrıların varlığına inanmaya vardılar. Böylece Antik Yunanda olduğu gibi, her birinin belli bir görevi olan birleşik birçok tanrı yarattıktan sonra, buradan tek tanrı anlayışına ulaştılar. İşte o zaman, günümüzdeki tek tanrılı din yaratılmış oldu. Böylece, dinin kökeninin, bugünkü biçimiyle bile bilgisizlik olduğunu açıkça görürüz.” – Georges Politzer

Biraz tarihi, biraz da ‘toplumsal varlık’ açıklamasını inceledikten sonra toplumun her daim değiştiğini ve insanların da buna her daim ayak uydurduklarını görmekteyiz. Çemberi daha da küçültecek olursak; yaşadığımız toplum inancımızı, fikirlerimizi, yaşam tarzımızı etkilemektedir. İnsanın ‘aitlik’ hissi, bilinmeyen korkusu, değişimin öngördüğü yeni şeyleri öğrenme zorluğu, alışkanlıklar gibi birçok neden değişimi engellemektedir. Basitçe örneklendirmek gerekirse; doğumundan bu yana 5 vakit ezan sesi duyan, çevresinde inancı doğrultusunda ibadet eden insanları gören, imanla ilgili çeşitli görsel ve duysal etkenlerin altında kalan bir bireyin başka bir inanca veya inançsızlığa yönelmesi, yani değişim göstermesi neredeyse imkânsızdır. Başka bir örneklendirme; ülkemizde sansasyonel olaylar bitmezken apolitik olmak neredeyse imkânsızdır. Toplumsal ve siyasal olayların tavan yaptığı bir ülkede, siyaset yaşamın her alanına girmektedir ve bu durum doğrudan algıları açarak, belli bir sınıfın içine girmemize vesile olur.

Toplumsal etkiler doğrultusunda bir insanın değişiminin zor olduğu kanısına varılabilir. Fakat tarihe bakıldığında değişim her zaman vardı ve hep olacak. Şeylerin evrimi sonsuza kadar nicel olamaz, dönüşüm gerçekleştirirken sonunda muhakkak nitel bir değişikliğe uğrarlar. Bu doğrultuda toplum her zaman nicel değişiklik içindeyse ki öyle, zamanı geldiğinde ani bir dönüşüm ile nitel değişiklikle sonuçlanacaktır. Nitel değişim, nicel değişimsiz meydana gelemez ve biz bu gerçeği kabul ettiğimiz sürece, şeylerin her zaman değişeceğini kabul etmek durumundayız. ‘Toplumsal varlık’ insanın tarihinde yaşadığı zamana, mekâna ve topluma göre değişim göstermiştir ve umut edilir ki, önümüzdeki süreçte daha güzel bir dünyaya ‘merhaba’ diyebileceğiz.

 

Eylem Özkan

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here